Geçen gün hepsi aynı gazetede yayımlanan bir yorum, bir okur mektubu ve bir haber, çok büyük bir çelişkimizi ve yerleşik şikâyetimizin haksızlığını gözler önüne seriyordu.
31 Mayıs Pazar günkü Milliyet’in 22. sayfasında Kadri Gürsel’in, “Fransa’daki Türkiye Korkusunun Üç Nedeni” başlıklı bir köşe yazısı yer alıyordu. Fransa’daki fobiyi Obama’nın 5 Nisan Prag konuşmasının ateşlediği söylenen yazıda, Fransız Cumhurbaşkanı’nın Türkiye karşıtı kampanyanın başını çektiği vurgulanıyor, sonunda da Fransa’da Avrupa ile hissedilen korku ve tehditlerin hepsinin tek başına Türkiye tarafından temsil edildiği bildiriliyor ve bu korku ile tehditlerin AB’nin genişlemesi ile gelen riskler, göç ve İslam olduğunun altı çiziliyordu.
Aynı gün aynı gazetenin 19. sayfasındaki köşesinde Ece Temelkuran, Halkevleri Genel Sekreteri Oya Ersoy’un bir mektubunu yayımlıyordu.
Oya Ersoy metrobüste seyahat eden iki genç sevgilinin birbirlerine biraz yakın oturdukları için, yolda arabayı durduran belediye görevlisi şoför tarafından dövüldüğünü belirtiyordu.
Yine aynı gün, aynı gazetenin 20. sayfasında Prof. Yılmaz Esmer’in “Radikalizm ve Aşırıcılık” araştırması haberi yayımlanıyordu.
***
Son zamanlarda birçok kişi, Kadri Gürsel gibi, Avrupa’da neredeyse düşmanlığa dönüşmüş olan Türkiye karşıtlığından söz eden, bunun nedenlerini irdeleyen yazılar kaleme alıyorlar. Gazeteci, yazar, gözlemci arkadaşlarımızın ve de diplomatlarımızın konuya eleştirel yaklaştıklarını ve gelişmiş olduğu varsayılan Avrupalının kendine benzemeyene, değişik olana böylesine olumsuz yaklaşmasının eleştirilmesindeki haklılığı vurgulamaya gerek var mı bilmiyorum.
Nitekim Akşam gazetesi de Avrupalının bu tutumunu geçen gün “İkiyüzlü Avrupa” diye manşete taşımıştı. Avrupa’nın bütün bunları aydınlanma çağı ile geride bırakmış olması gerekirdi ama, bu aydınlanmadan çok sonra da kıtanın faşizmin beşiği olduğunu da unutmayalım.
Her neyse, Avrupalının kendisi gibi olmayana bu tahammülsüzlüğünü eleştirenler tepeden tırnağa haklı.
Ancak bunu yaparken, biraz da projektörlerimizi içeriye çevirip kendimize baksak derim.
Nitekim 31 Mayıs tarihli Milliyet’in 20. sayfasında yayımlanan Prof. Yılmaz Esmer’in “Radikalizm ve Aşırıcılık” başlıklı araması, Türklerin çoğunluğunun, içki içen, Hıristiyan veya Musevi olan, kızları şortla gezen insanları komşu olarak istemediklerini ortaya koyuyor.
***
Avrupalılar genellikle Hırıstiyan ya da Musevi olduklarına, içki içtiklerine ve kızları da şortla gezdiklerine göre, bizim insanımız Avrupalıyı komşu olarak istemiyor demektir. Peki, bu durumda söyler misiniz, onları komşu olarak kabul etmeyen bizim insanımızı kuruluşuna tam üye olarak kabul etmeyip, “Size özel statü verelim” diyen Avrupalıya neden kızıyoruz ki?..
Avrupa’da kadın erkek eşitliği ortak kültürün bir parçası. Peki bizde durum nedir? Dilerseniz yine Yılmaz Esmer’in araştırmasına bakalım:
Türkiye’de zina yapan kadının taşlanarak öldürülmesine taraftar olanların oranı yüzde 22, yani her beş kişiden biri recme taraftar. Her üç kişiden birinden fazlası kız çocuğun mirastan erkeğin yarısı kadar pay alması, mahkemede iki kadının şahitliğinin bir erkeğinkine eşit olması gerektiğini düşünüyor.
İnsanların büyük çoğunluğu kadının erkeğe itaat etmesi, çalışmak için kocasından izin alması gerektiğini söylüyor, yani kadının ikinci sınıflığını onaylıyor.
Şimdi denebilir ki; “Evet insanların düşünceleri böyle ama davranışları o yönde değil. Bu durumda görüşler, fiiliyata dönüşmediği için anlayışla karşılanabilir”.
Pek de öyle olmadığını, Ece Temelkuran’ın köşesinden anlıyoruz. Değerli yazarımızın yayımladığı Oya Ersoy’un mektubundan öğreniyoruz ki, AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin şoförü, otobüs içindeki sevgilileri birbirlerine yakın durdukları için dövebilmekte ve resmi makamlara yapılan başvurular da sonuçsuz kalmaktadır.
Bakın hepsi aynı gazetede çıkan bir makale, bir okur mektubu ve bir haber bize gerçeği nasıl da yansıtıyor.
Bu durumda ben Avrupalıyı haksız bulamıyorum; siz buluyor musunuz?
20 yıl önce demokrasi düşmanı güçlerle bir olup Türkiye İşçi Partili (TİP’li) öğrencileri, profesörleri, sendikacıları, gazeteci Abdi İpekçi’yi, işçi lideri Kemal Türkler’i kurşunlayarak öldüren eski Türk faşistleri şimdi çok seçkin demokrat oldular.
TV’lere çıkıyorlar.
Gazete demeci patlatıyorlar.
İleri demokrasi savunuyorlar.
20 yıl önce üniversitelerde “ordu-gençlik el ele” diye işgal başlatan, elde silah kendi arkadaşını vurup, “sağcı komandolar kurşunladı” diye yürüyüş yapan, Filistin’e gerilla eğitimi almaya gidip geri dönerek 1980 darbesine ortam hazırlayan eski Türk goşistleri (sınıf bilinci olmayan silaha sarılmış lümpen ruhlu solcu Don Kişot’a literatürde goşist denir) de demokrasi savunucusu oldular.
Eski goşistler de TV’lere çıkıyor.
Yandaş medyada yazıyor.
Yaman demokratı oynuyorlar.
Gizli güçlü bir el, zavallı eski Türk faşistleri ile perişan eski Türk goşistlerini şimdi “aynı ortak akılda(!)” birleştirdi. İktidar partisinin çekim alanında buluştular, “AKP ve Tayyip Erdoğan’ın demokrasi devrimi” yaptığını söyleyerek bugünün egemeni iktidar partisini yıkıyorlar, yağlıyorlar, destekliyorlar, “Türkiye bölünmesin” diye çırpınan TSK’yı çökertmek için demokrasi vuruşu yapıyorlar.
Ortada ise demokrasi yok.
Geceyarısı faşizmi var!
***
Geceyarısı faşizmi, sabaha doğru saat 03.00’te Meclis’ten “çaresiz kalmış işsiz yığınlarını işverene köle gibi satacak ‘Özel İstihdam Büroları’na geçit veren yasayı” (Cumhurbaşkanı’ndan döndü) çıkartırken, bir yandan da ekonomide diktatörlük dönemlerine rahmet okutacak zam kararları alıyor.
Şekere, suya, sigaraya…
Vergiye, iğneden ipliğe…
Benzinden sigaraya…
Yola, köprüye, özel otoya…
Yüksek zamlar köklüyorlar.
IMF’nin gözüne girebilmek ve krizden sonra Türkiye’yi terk ederek kaçan yabancı parayı (cici baba) yeniden çekebilmek için dar gelirlinin, ücretlinin, memurun, işçinin, emeklinin, çiftçinin, küçük esnafın belini kırma ve ümüğünü sıkma önlemleri (kemer sıkma tedbirleri) getiriyorlar.
Gösterdikleri gerekçe şu:
Dünya krizi oldu!
Zam yapmaya mecburuz.
Vergileri artırmaya mahkûmuz.
***
Oysa krizden önce dünya ekonomisi, 7 yıldır kesintisiz büyüdü ve küresel para havuzları ağzına kadar dolduğu için taşan fazla sıcak hoppa para Türkiye’ye de bolca aktı. Bizim ekonomi de yabancı parayla (cici babayla) canlandı; Cumhuriyet döneminin birikimleri devlet malları, mülkleri, fabrikaları (yani milli servet) özelleştirme yoluyla çok ucuza yabancıya satılarak bütçe açığı kapandı, enflasyon düştü, kamu borcu azaldı, milli gelir arttı.
O zaman Başbakan:
“Biz yaptık” diyordu.
Dünya ekonomisi canlıydı bize de faydası oldu demiyor; “Biz… Biz… Biz… Ben… Ben… Ben…” diye övünüyordu. Şimdi “yüksek zam ve ağır vergi artışı” yapıyor. Niçin diye soranlara; “Kriz geldi” diyor. O zaman bizim de; “Krizden bana ne” deme demokratik hakkımız doğuyor. Süzme demokrat kesilen eski Türk faşistleri ile eski Türk goşistlerini “krizden bana ne” demokrasi mitinglerini örgütlemeye çağırıyorum.
Samimiyetinizi görelim.
*****
DURMAYALIM HEP SORALIM!
Bugün 41 gün doldu.
Gerçeği henüz öğrenemedik.
Derin devletin “Süzme-Sızdırma ve Vurma-Kollama” gazeteciliğini harekete geçirip “orduda darbeciler ve andıççılar var, işte belgesi” diye yayın yaptırdılar.
Belge gerçek mi, sahte mi?
Genelkurmay ‘sahte’ dedi.
Kurmay Albay Dursun Çiçek, “bana iftira attılar” diye Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Tutuklu avukat Serdar Öztürk, “Belgeyi ve mermileri çekmeceme koyanları devlet isterse 24 saatte bulur” açıklaması yaptı.
41 gün geçti.
Kim yazdı sahte kâğıdı?
Kaç kişiydiler?
Birinci adam kim?
Amaçları nedir?
Unutmayalım!
Unutturmayalım!
Durmadan soralım.
Demokrasi şeffaflıktır.
Demokrasiyi savunalım.
Önemlidir.
Dün önemli gündü. 22 Temmuz’un yıldönümü. İlk kez seçilen milletvekilleri, dün itibarıyla iki yılı doldurdu, hayırlısıyla emekli oldu! Bugünden itibaren çift maaş alacaklar. 9884 lira maaş, yanında 2814 lira emekli maaşı… Yarın öbür gün şerefle(!) taşıdıkları demokrasi bayrağını bir başkasına devredip, milletvekilliğini bıraktıklarında, tek emekli maaşına kalacaklar, 4671 lira alacaklar.
Yılmaz Özdil
run [gf-installdir]/updatecenter/bin/updatetool ,select “composite applications and install
sudo gem install mysql
Building native extensions. This could take a while…
ERROR: Error installing mysql:
ERROR: Failed to build gem native extension.
SOLUTION:
sudo apt-get install libmysqlclient15-dev
Mavi gözün bu kadar değerli olduğu zamanlarda, ortaya çıkan gerçek mavi gözlü olanların aslında bir mutasyon geçirdiğini gösteriyor.
Kopenhag Üniversitesi’nde profesör olan Hans Eiberg’in 12 yıl önce başladığı ve şimdi sonuçlandırdığı araştırmalara göre, insan oğlu öz olarak kahverengi gözlü.
Mavi göz rengine sahip olanların tarihi ise, şimdiye kadar 10 bin yıl öncesine kadar uzanıyor. OCA2 denilen geni bulan Profesör Hans Eiberg, bu genin 10 bin yıl önce geçirilen bir mutasyondan sonra farklı renkler verebildiğini söylüyor.
İnsana göz rengini verdiği söylenen OCA2 geninin, genetik dizilimdeki bir farklılaşma nedeniyle bozulmaya uğradığını ve bazı insanlarda ’kahverengi renk üretimine kapandığını’ belirten Eiberg’in ilginç açıklamaları ise çok etkili.
OCA2 genindeki bozulmanın, saçlara, gözlere ve deriye renk veren biyolojik bir pigment olan ’melanin’ pigmentini de etkilediğini söylüyor profesör. Eiberg’e göre, mutasyon melanin oranındaki azalmaya neden olmuş ve bu nedenle de popüler bulduğumuz mavi göz rengi oluşmuş.
Bu durumun tersi gibi görünen Albino hastalığının da yine melanin eksikliğinden kaynaklandığını da ekliyor profesör.
Profesör Eiberg’e göre, bu değişim ilk olarak Karadeniz’in ya doğu ya da kuzey batı kesimlerinde gerçekleşmiş. 6,000 ile 10,000 yılları arasında meydana geldiği düşünülen bu değişimin büyük tarım göçüyle denk gelmesi ise şaşırtıyor.
Yerinin sadece kendi tahmini olduğunu belirten Profesör, İnsan Genetiği adlı dergiye yaptığı açıklama da şunu da ekliyor. “Mavi gözlü olan insanların DNA sistemleri genellikle aynı kodları içeriyor. Bu nedenle mavi gözlü kişilerin 10 bin yıl önce ortak bir atadan geldiği söylenebilir.”
Göz renginden kaynaklı olarak varılan bu sonuçların etkileri henüz belli değil ama bilim dünyasında, özellikle antropolojistler için de bir araştırma konusu olacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Ankara otobüs terminali mescidinin imamı, 143 milyon 829 bin liralık bütçesi olan RTÜK’e sayman olarak getirildi. TV yayınlarını izleyen dairenin başına sağlık memuru atandı. TRT’nin yeni uluslararası kanalının başına da Samanyolu Haber TV Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Böken getirildi.
İstanbul/ Ankara- AKP’nin yerel seçimlerden hemen sonra RTÜK’te üst düzey yönetim kadrolarına yandaşlarını ataması inanılmaz boyutlara ulaştı. Ankara otobüs terminali mescidinin imamı Adem Çobaner, 143 milyon 829 bin liralık bütçesi olan RTÜK’te saymanlık görevine getirildi. CHP’li üyeler atamalara tepki göstererek, “atamalarda liyakate önem verilmediğini ve yönetmeliğe aykırı olduğunu” belirttiler.
Radyo Televizyon Üst Kurumu (RTÜK) Üst Kurul Teşkilatlandırması’nın uzmanlık esasına göre yapılması gerekirken kayırmacı atamalarla tüm kadrolar dolduruldu. RTÜK’ün üst düzey yönetim kadrolarına bir seferde 11 kişinin ataması yapıldı. Mescid imamı RTÜK’te sayman yapılırken, TV yayınlarını izleyen dairenin başına da bir sağlık memuru ile kapatılan Refah Partisi (RP) yöneticisi Rıza Ulucak’ın oğlu Emir Miracettin Ulucak ve sağlık memuruyken RTÜK’e geçen Osman Ardoğan atandı.
Garson müdür oldu
Gübre sanayi garsonu Alaettin Kutlu da müdür oldu. DPT’de daktilo olarak çalışırken RTÜK’e memur olarak geçen Veysel Şengül de müdür kadrosuna atandı. RTÜK’deki ilginç atamalar, geçtiğimiz çarşamba günü yapılan üst kurul toplantısına RTÜK Başkanı Zahit Akman tarafından gündem dışı getirildi. RTÜK’ün CHP kontenjanından seçilen üyeleri Şaban Sevinç, Hülya Alp ve Mehmet Dadak atamalara liyakate önem verilmediği ve yönetmeliğe aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz ettiler. Ancak atamalar 6 üyenin oyuyla gerçekleştirildi. Daha önce Milli İstihbarat Teşkilatı’nda görev yapan ve babası da üst düzey MİT yöneticisi olan bir isim de müdür yapıldı. Ataması yapılan kişilerin AKP’ye yakın kişiler arasından seçildi.
RTÜK’ten yapılan açıklamada atamalar yapılırken liyakat gözetildiği ileri sürüldü.
Öte yandan Samanyolu Haber TV Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Böken, TRT’nin yeni uluslararası kanalının başına getirildi. Böken, TRT’de sözleşmeli personel olarak göreve başladı. TRT’de kadrolu olmadığı için Böken için resmi atama kararı alınamadığı öğrenildi. TRT yönetmeliğine göre sözleşmeli personel yönetici olarak atanamıyor.
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.
Cahit Sıtkı Tarancı
Erdoğan’ın mitinginden önce para dağıttılar
TekİrdaĞ Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, yardıma muhtaç 3 bin aileye 50 lira para yardımı ve 70 lira hediye çeki dağıtılacağını duyurdu. Yardımların dağıtılacağı Aydoğdu Mahallesi’ndeki ilköğretim okulu’nda toplanan çok sayıda vatandaş itibaren uzun kuyruklar oluşturdu. Yardım dağıtımı sırasında ise bazı vatandaşlar ezilme tehlikesi geçirdi. İzdihamı polis güçlükle yatıştırdı. 3 bin kişiye yapılan yardımların Başbakan Erdoğan’ın mitinginden bir gün önce dağıtılması dikkat çekti. Dikkat çeken bir başka konu ise yardımların ilk kez hafta sonu dağıtılmasıydı.
Mevlam gül diyerek iki göz vermiş
Bilmem ağlasam mı ağlamasam mı
Dura dura bir sel oldum erenler
Bilmem çağlasam mı çağlamasam mı
Milletin sırtından doyan doyana
Bunu gören yürek nasıl dayana
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Bilmem söylesem mi söylemesem mi
Mahzuni Şerif’im dindir acını
Bazen acılardan al ilacını
Pir Sultanlar gibi dar ağacını
Bilmem boylasam mı boylamasam mı
WOLLOUGHBY YASASI
Birine bir makinenin çalismadigini kanitlamaya çalisirsaniz, makine o anda
çalisacaktir.
ANDREW YOUNG YASASI
Eger 100 isadami yasal olmayan bir is yapmaya karar verirlerse, o is yasal
olur.
AXWELL’IN ÇIKARDIGI SONUÇ
Eger havayi soluyabiliyor ama suyu içemiyorsaniz geri kalmis bir
ülkedesinizdir.
Oysa, suyu içebiliyor ama havayi soluyamiyorsaniz kalkinmis bir
ülkedesinizdir.
LOFTA’NIN GÖZYASLARI
Hiç kimse sizi kendinizi iyi hissettiginiz zaman terketmez.
FANT YASASI
Bir eliniz dolu iken diger elinizle kilitli bir kapiyi açmak zorunda
kaldiginizda, anahtar kesinlikle elinizin dolu oldugu taraftaki
cebinizdedir. (Bunu ben neredeyse her akşam yaşıyorum / çok doğru!!!)
MONLY’NIN KURALI
Mantik, yanlis sonuca özgüveninizi yitirmeden sistematik bir biçimde ulasma
yöntemidir.
GOODWIN’DEN HATIRLATMA
Gözle görülen ,elestirilmeye mahkumdur.
FULTON’UN YERÇEKIMI YASASI
Düsen bir nesneyi sakin tutmaya çalismayin. Birakin düssün, daha az zarar
görecektir.
CAIMPELL YASASI
Ne kadar az is yaparsaniz, isleriniz o kadar yolunda gider.
KOVACI’IN YASASI
Telefonda yanlis numara çevirdiginizde, asla mesgul çalmaz.
ANONIM BIR YASA
Beklenmedik bir yerden gelen para, beklenmedik bir harcamaya gider.
MURPHY’NIN ONARIM KONUSUNDAKI YASASI
Ufak bir arizayi gidermeye çalisirken, daha önemli bir arizaya neden
olursunuz.
ÖNEMLI INSANLAR KURALI
Büyük hayranlik ve saygi duydugunuz insanlarin derin düsüncelere daldigini
gördügünüzde, olasilikla ögle yemeginde ne yiyeceklerini düsünüyorlardir.
YASENEK’IN GÖZLEMI
Öpüsen insanlar birbirlerine o kadar yaklasirlar ki, birbirlerinin
Hatalarini göremezler.
ARLEN YASASI
Bir yerden ayrilirken, insanlarin size ne kadar iyi davrandiklarini görmek
çok ilginçtir.